1. Ana Sayfa
  2. Deneme
  3. Aşk Nedir ?

Aşk Nedir ?

Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir, gibi geliyor bana.


Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra
konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir
varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir
şey değildir, gibi geliyor bana. Venüs’ün bize
verdiği şey sonunda bir boşalma hazzı değil mi?
Tıpkı doğanın başka taraflarımızın boşalmasına
kattığı haz gibi. Bu haz ölçüsüzlük yahut
hayasızlık yüzünden kötülük haline geliyor.
Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla
çoğalma arzusudur. Ama nedir, bu hazzın insana
verdiği o acayip gıdıklama, Zenon’u,
Kratippos’u düşürdüğü o delice, budalaca,
saçma sapan haller, bizi sürüklediği o uygunsuz
azgınlık, aşkın en tatlı anında o alev saçan,
kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden
kabarıp böbürlenme, bu kadar çılgınca bir işin
içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne
diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş
edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan
hazzın son kertesinde acı çeker gibi, ölecek gibi
inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon’un
dediği gibi, tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor.

İnsanların
bu en bulanık, en karışık işinin en ortak işleri
olması da doğanın bir cilvesidir, diyorum.
Böylelikle bizi denkleştirmek, akıllılarla delileri,
insanlarla hayvanları birleştirmek istemiş.
İnsanların en ağırbaşlısını o bilinen hal içinde bir
düşündüm mü, bütün ağırbaşlılığı bir yapmacık
oluverir. Tavus kuşuna haddini bildiren
ayaklarıdır.
Oyun arasında ciddi düşüncelere yer
vermeyenler, bir aziz heykelinin karşısında, önü
açık diye, dua etmekten çekinenler gibidir. Biz
de pekala hayvanlar gibi yeriz, içeriz; ama
bunlar ruhumuzun göreceği işlere engel olmaz,
bu işte hayvanlara üstünlüğümüzü gösterebiliriz.
İşte gelgelelim öteki iş bütün düşünceleri,
Platon’un bütün felsefesini ve ilahiyatını emri
altına alır, amansız hışmıyla bizi, hem de seve
seve, insanlığımızdan çıkartıp hayvanlaştırır.
Başka her yerde az çok nazik olabilirsiniz; başka
her iş kibarlık kurallarına uydurulabilir, ama bu
işin hayvanca ve gülünç olmayan şekli
düşünülemez bile. Bir arayın da bulun bakalım
bu iş bilgece ve edepli bir şekilde nasılyapılabilir?

Büyük İskender, herkes gibi bir
ölümlü olduğunu bir bu işte, bir de uyumada
anladığını söylermiş. Uyku ruhun kötü güçlerini
sarıp yokeder, bu iş de hepsini kaplayıp
darmadağın eder. Onu sadece mayamızdaki
bozukluğun değil, hiçliğimizin, noksanlığımızın
bir belirtisi sayabiliriz kuşkusuz.
Doğa bir yandan bizi bu arzuya doğru sürer,
gördüğü işlerin en soylusunu, en yararlısını, en
güzelini de ona bağlamıştır bir yandan da bizi
bırakır, onu kötüleriz, ondan ayıp, günah diye
utanır kaçarız, perhizi sevap sayarız. Bizi
yaratan işi hayvanlık saymaktan daha büyük
hayvanlık mı olur? Türlü ulusların dinlerinde
vardıkları, kurban, mum yakma, oruç, adak gibi
ortak taraflardan biri de cinsel arzunun
kötülenmesidir. Onun bir cezalanması demek
olan sünnet bir yana, bütün kanılar bu konuda
birleşir. Hoş, bir bakıma insan denilen bu budala
varlığı yaratma işini ayıplamakta, bu işe yarayan
taraflarımızdan utanmakta pek de haksız değiliz
ya… İnsanın doğuşunu görmekten herkes kaçar,
ama ölümünü görmeye hep koşa koşa gideriz.
İnsanı öldürmek için gün ışığında, gelmiş meydanlar ararız, ama onu yaratmak için
karanlık köşelere gizleniriz. İnsanı yaparken
gizlenip utanmak bir ödev, onu öldürmesini
bilmekse birçok erdemleri içine alan bir şereftir.
Biri günah, öteki sevaptır. Aristoteles ülkesinin
bir deyimine göre birini iyileştirmenin öldürmek
anlamına geldiğini söyler.
Bazı uluslar yemek yerken başlarını bir
örtüyle kaparlarmış. Bir bayan tanırım, hem de
en büyüklerden bir bayan, o da aynı kafada:
Çiğnemek hiç güzel bir hareket değilmiş,
kadının zerafetine, güzelliğine çok zarar
verirmiş. Bu bayan iştahı olduğu zaman
herkesten kaçarmış. Başka bir adam bilirim ne
başkalarını yemek yerken görmeye, ne de
başkalarının kendini yerken görmesine
katlanamaz. Karnını doldurmak, içini
boşaltmaktan çok daha ayıp bir iştir. Türk
padişahının ülkesinde birçok insanlar varmış ki
başkalarından üstün sayılmak için kendilerini
yemek yerken göstermezlermiş, haftada bir tek
öğün yerlermiş, yüzlerini gözlerini param parça
ederlermiş, kimselerle de konuşmazlarmış. Bu
softalar demek doğayı bozdukça değerlendireceklerini, yaratılışlarını hor
görmekle yükseleceklerini, ne kadar
kötüleşirlerse, o kadar iyileşeceklerini sanıyorlar.
Şu insan ne korkunç bir hayvan ki, kendi
kendinden bu kadar iğreniyor, kendi zevklerini
başının belası sayıyor. Hayatlarını gizleyen,
başkalarının gözüne görünmekten kaçan
insanlar da var. Sağlık, sevinç içinde olmak
onlar için en zararlı, en belalı hallerdir. Değil
yalnız birçok tarikatlar, birçok uluslar var ki
doğuşlarına lanet eder, ölümlerine şükrederler.
Güneşe lanet edip karanlıklara tapanlar bile var.
Biz insanlar kendimizi kötülemeye gösterdiğimiz
zekayı hiçbir yerde gösteremeyiz. Kafamızın, o
her şeyi bozabilen tehlikeli aletin peşine
düştüğü, öldürmeye kastettiği av kendi
kendimizdir.
O miseri! quorum guadia crimen habent.
(Gallus)
Ah zavallılar, sevinçlerini suç sayanlar.
Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine
yeni dertler uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin
ki, bir de kendi kendini kötülemeye
özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun?

İçinde ve dışında zaten o kadar
çirkinlikler var ki! O kadar rahat mısın ki
rahatının yarısı sana batıyor? Doğanın seni
zorladığı bütün yararlı işleri gördün bitirdin, işsiz
güçsüz kaldın da mı başka işler çıkarıyorsun
kendine? Sen tut, doğanın şaşmaz, hiçbir yerde
değişmez yasalarını hor görür, sonra o senin
yaptığın, bir taraflı acayip, uygunsuz yasalara
uymaya çabala. Üstelik bu yasalar ne kadar özel,
dar, dayanıksız, gerçeğe aykırı olursa çabaların
da o ölçüde arıtıyor senin. Mahalle papazının
sana emrettiği gündelik işlere sıkı sıkıya
bağlanırsın; tanrının, doğanın emirleri umurunda
değildir. Bak, bir düşün bunlar üzerinde: Bütün
yaşamın böyle geçiyor.

Yorum Yap

Yorum Yap