1. Ana Sayfa
  2. Köşe Yazıları
  3. Tekmil

Tekmil

images-1
1

Sene 2008, Tatvan’da Van gölünün kıyısındaki Orduevinde kalıyorum. Askerlik görevimi Asteğmen olarak yerine getiriyorum. Teğmen rütbesini yeni almışım. Omuzlarımda semadan alınıp takılmışçasına iyi hissettiren birer yıldız. Her sabah erkenden uyanıp jilet gibi ütülü kamuflajımı giyiyor, botumu boyuyor, bağcıklarını olması gerektiği gibi bağlıyorum. Kamuflajın cep hizasındaki düğmesine meşin kulakla takılı düdüğümü, sol cebimin içine güzel görünecek şekilde yerleştiriyorum. Hem de her sabah ve özenle.

Savaşa hazır, birazdan ölüme koşabilecek kadar onurlu bir kahraman gibi yürüyorum. Askerlik öyle hissettiriyor. Eğitim alanına yaklaşınca bölükteki bütün askerlerin tam teçhizatlı olarak hazırlanmış halde beni beklediklerini görüyorum, her sabah.

Kim bilir sabahın kaçında kalkıp hazırlık yapıldı, uykusuz kalındı, emek harcandı, bunca teçhizat bunca asker, bunca disiplin…

Öyle ya bütün bu hazırlıkların hepsi, benim Komutan’a tekmil vermem için. Yüzlerce askerin tam karşısında çivi gibi durup, “Rahat! Hazır ol! Dikkaaat!” diye olanca sesimle bağırıp, bir topuğumu yerinden kıpırdatmadan komutana dönüp, “Hava Savunma Bataryası sabah yoklamasında görüş ve emirlerinize hazırdır komutanım!” diye her sabah, her öğlen ve gerektiğinde yeniden heyecanla, yüksek sesle tekmil vermem içindi. Hem de en güzel şekilde.

Çünkü Komutan bir erden değil, tekmili en güzel verebilecek olan, rütbesine layık birinden tekmil almak ister.

Ben uyuya kalır, hazırlıklarımı yapmaz, kışlaya gitmez ve tekmil vermezsem, bütün askerlerin bütün o hazırlıkları, erkenden kalkıp teçhizatlarını kuşanmaları, belki kaç dakikadır eğitim alanında üzerlerindeki onca teçhizatla hazırolda beklemeleri hem tekmil almayı bekleyen o komutanın, hem de askerlerin tepkisine, belki nefretlerine sebep olur. Bu kesin!

İnsan bütün yaratılmışlar içerisinde düşünebilen, konuşabilen, kendisini ve dünyadaki her şeyi ifade edebilen anlatabilen, bütün varlıkları temsil edebilecek tek canlı.

İnsan dışında başka hiçbir varlık, bir gülün kokusuna ya da sevgilinin zülüflerine şiirler yazamaz. Yoğurtlu makarnanın güzelliğiyle diğer yemekleri hangi canlı kıyaslayabilir ki!

Diğer her şey dilsizdir, lisanı halleriyle söylediklerini anlayabilecek ve aktarabilecek olan da sadece insandır.

İnsan yeryüzünün temsilcisidir. Söz söyleyecekse o söyler, o söyeyebilir. Diğer herşey insana kıyasla koyu bir sessizlikle varlığını devam ettirir. Ancak insan duyarsa, görürse, sevinirse, hüzünlenirse, hayran kalırsa, heyecanlanırsa her biri bir anlam ifade eder. Sessizlik dediğim tam da budur.

İşte namazın en büyük manası tam da bu noktadadır. Günde beş defa namaza koşan kişi, adeta bütün varlık aleminin tekmilini veriyor gibidir. Namazda diz kırıp oturunca, “ettahiyyatü” diye başlayınca okumaya, “lillahi” diye devam edince herşey ortaya çıkar, bütün kilit taşları yerli yerince oturur, şifreler çözülür.

Namaz kılmak; varlığın sözcüsü, tekmil vericisi, temsilcisi olan insanın, “Bütün varlıkların kendi dillerinde senin için yaptıkları ibadetleri; yani bir ağacın meyve vermesini, bir çiçeğin kokmasını, bir kuşun uçmasını, bir balığın yüzmesini, bir ineğin süt vermesini, güneşin doğmasını ve daha sayamayacağım herşeye şahitliğimi Sana sunuyorum” diye ilan etmesidir.

Tekmil verme görevini yerine getirmeyen, yani namazı kılmayan, erteleyen, umursamayan, savsaklayan insan, Kainatın Komutanı’nın ve her gün teçhizatlarıyla hazırlığını kusursuz yapan varlık aleminin tepkisini hatta nefretlerini bir düşünsün derim !

Halil İbrahim

Yorum Yap

Yorum Yap