1. Ana Sayfa
  2. Deneme
  3. YALNIZLIK

YALNIZLIK


Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır
sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat
yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan
varacağımızı pek bilmiyoruz. Çok kez insan
dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin
yolunu değiştirmekten başka bir şey
yapmamıştır. Bir aileyi yönetmek bir devleti
yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde
bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin
az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını
gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve
pazardan el çekmekle hayatımızın baş
kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz.
Ratio et prudentia curas,
Non locus effusi late maris arbiter, aufert.
(Horatlus)
Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,
O engin denizlerin ötesindeki yerler değil

Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik,
kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz. Et post
equitem sade atra cura. (Horatius)
Ve keder, atımızın terkisine binip gelir.
Onlar manastırlarda, medreselerde bile
peşimizi bırakmazlar. Bizi onlardan ne çöller
kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize
ettiğimiz işkenceler
Haeret lateri letalis arundo. (Virgilius)
Öldürücü yara bağrımızda kalır.
Sokrates’e birisi için, seyahat onu hiç
değiştirmedi, demişler. O da: Çok doğal, çünkü
kendisini de beraber götürmüştür, demiş.
Quid terras alio calentes
Sole mutamus? patria quis exul
Se quoque fugit? (Horatius)
Niçin başka güneş başka toprak ararsın?
Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer
değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki
yerine oturmuş yükler daha az engel olur
geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle.

Hastalığı
azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha
derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun
için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden
başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki
kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi
kendimizden koparmamız gerek
Rupi jam vincula dicas;
Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,
Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae.
(Persius)
Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak
Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte;
tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner
döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu
kalır düşlerimiz.
Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis
Atque pericula tonc ingratis insinuandum?
Quantae conscindunt hominem cuppedinis
acresSollicitum curae, quantique perinde timores?
Quidve superbia spurcita, ac petulantia,
quantas Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque?
(Lucretius) İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
Öfke, gevşeklik ve tembellik!
Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse
kurtulamıyor kendi kendisinden.
In culpa est animus qui se non efiugit
unquam. (Horatius)
Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi
kendinden.
İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve
hele sağlığı olmalı, ama mutluluğunu yalnız
bunlara bağlamamalı. Kendimize dükkanın
arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe
ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi
sultanlığımızı kurmalıyız. Orada, yabancı hiçbir

konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her
gün başbaşa verip dertleşmeliyiz; karımız,
çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş
gibi konuşup gülmeliyiz. Öyle ki, hepsini
yitirmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak
bizim için yeni bir şey olmasın. Kendi içine
çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine
yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş,
alışveriş edebilir. Yalnız kalınca sıkılır, ne
yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız.
In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)
Issız yerlerde kendin için bir evren ol
Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle
yetinir; ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne
gösterişlere.
Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri
bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil.
Bakarsınız bir adam canını dişine takmış, kurşun
yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına
tırmanıyor bütün hıncıyla; bir başkası, karşı
tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o
kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu
yararlığı?

Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada kılını
kıpırdatmadan keyif sürmektedir. Bakarsınız bir
başkası, bitkin, perişan, saçı sakalı birbirine
karışmış kitaplıktan çıkıyor gece yansından
sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan
olmak için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım
sen de! Ya ölecek o kitaplıkta ya öğretecek
yarınki kuşaklara Platus’un dizelerini hangi
düzenle kurduğunu ve falan Latince sözcüğün
nasıl yazılması gerektiğini. Kim seve seve feda
etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa
kalp bir paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi
ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz;
karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın
ölümünden de korkmak zorundayız. Kendi
işlerimizden çektiğimiz sıkıntı yetmiyormuş gibi
komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de
dertlere sokar, bunaltırız kendimizi. Vah!
quemquamne hominem in animum instituere,
aut
Parare, quod sit charius quam ipse est sibi?
(Terentius)
Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi
Kendinden daha çok sevmeye kalkar?

Yorum Yap

Yorum Yap